Açıklama
Güz gününde doğar Meyrik. Gözleri çapaklı, kundağı gözyaşı. Kerpiç çukurlarında geçer çocukluğu. Babası, turunç kokusu getirmek için Bağdat yollarına düşmüştür. Çeşme başında pates çırtar anası, tandırda közü tutuşturur. Allı pullu yorganlarda büyür Meyrik, yoksulluğun her rengini öğrenir.
Büyür, boy atar, sevdayı tanır. Aliş’le göz göze gelir, düğün hayallerine dalar. Davul zurna eşliğinde düğün dernek, oysa ağıt hiç dinmez. Gurbet, hasret, ayrılık… Tongaman İzmir sokaklarında süpürge elinde, Miniş ise dört duvar arasında günlerini sayar.
Burak Serdengeçti, Anadolu’nun kara yazgılı kadınının ve gurbet yollarında ömür tüketen delikanlının destanını yazıyor. Geleneksel destan formuyla modern şiirin imkânlarını harmanlayan bu eser, yoksulluğun, göçün ve toplumsal adaletsizliğin gölgesinde yaşayan sıradan insanların olağanüstü direniş hikâyelerini anlatıyor.
Halk şiiri geleneğinden beslenen, ağıt havasıyla bezeli, Anadolu ağzının söyleyişleriyle zenginleştirilmiş bu şiirler, okuyucuyu kerpiç evlerin dımığından Kızılırmak’ın kıyılarına, çeşme başlarından gurbet yollarına götürüyor. Tezek kokusu, kağnıların cızırtısı, davulun ritmi, çapaklı gözlerden dökülen gözyaşları… Tüm bunlar, kaybolmakta olan bir Anadolu’nun resmini çiziyor.
“Yıkılsın zulüm kuleleri” çağrısıyla başlayan bu destan, acıya karşı direnişin, sevgiye tutunmanın, umuttan vazgeçmemenin destanıdır. Meyrik Miniş, sadece bir isim değil; yüzyıllardır acı çeken, direnen, hayata tutunmaya çalışan tüm Anadolu kadınlarının ortak öznesidir.
Toplumsal hafızaya yazılmış bu destan, hem bir veda hem de bir başlangıç. Çünkü unutmamak, anlatmak, aktarmak… İşte destanların en önemli görevi budur.




Değerlendirmeler
Henüz değerlendirme yapılmadı.