Sükût – Neslihan Ekim

140,00 

Kategoriler: ,

Açıklama

Kâl hâle, söz sükûta dönüştüğünde başlar hakiki şiir.
Sükût, klasik rubai formundan modern deneylere, tasavvuf geleneğinden günümüz absürdüne uzanan cesur bir şiir yolculuğu. Neslihan Ekim, kırk rubaiyle çıktığı yolda, Hallac’ın “Enel-Hak”ını Yunus’un ateşini, özetle hakikatin veçhelerini öz merceğiyle arıyor.
“Aşk, bir kor değil, ateşin ta kendisi” derken, modern insanın varoluşsal sancılarına vahdet-i vücut penceresinden bakmaya çalışıyor. Dört kapıyla kırk makamı, “Görünene razı olan, zahirin zincirini öper” desturuyla “Hiçlik makamında izlenir nefes” noktasında kavramaya çalışırken okurunu da bu noktaya davet ediyor.
Kitabın ikinci yarısında beklenmedik bir dönüşüm yaşanıyor: Mistik söylem yerini ironik, provokatif, yer yer absürd bir dile bırakıyor. “Permakültür gibi oldu beyin lopçuklarım” diyen, “Descartes kıçımı yedi” diye haykıran ses, tasavvufun yüce dilini sokağın ham gerçeğiyle harmanlıyor. Bu cesur sentez, okura “Buyurun, bir de buradan bakın!” diyor.
Gam, Ham ve Kam nefesleriyle şiiri ritüele dönüştürüp “Şaralup Manifest”le dilin sınırlarını zorluyor. Müzikal notalardan felsefi kavramlara, anlamsızlıktan öze uzanan bu deneyler, şiirin ne olabileceğine dair kalıpları kırıyor.
“La Zaman” kavramı etrafında örülen kitap, zamanın ötesindeki “an”da yaşamanın sırrını arıyor. Modern hayatın kaosunu mistik deneyimle buluşturan bu eser, hem geleneğe yaslanıyor hem de onu radikal biçimde dönüştürüyor.
Sükût, sessizliğin dilini arayanlar, modern tasavvuf şiirine ilgi duyanlar ve şiirin deneysel alanlarını keşfetmek isteyenlere göz kırpmıyor, metamodernizmin halaybaşı gibi “Gel! Gel!” diyerek mendil sallıyor.
“Benim dinim / Sanattır” diyerek manifestosunu önümüze atıyor.

Değerlendirmeler

Henüz değerlendirme yapılmadı.

“Sükût – Neslihan Ekim” için yorum yapan ilk kişi siz olun

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir